p

 


    Otizm, çeşitli nedenlere bağlı olarak çocukluğun ilk üç yılı içinde iletişim ve sosyal beceri yetersizliği ile sınırlı ilgi, takıntılı ve tekrarlayıcı davranışlarla ortaya çıkan, ileri derecede ve karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizm, bir yelpaze gibi ağırdan hafife giden çok farklı şiddetlerde olabilir. Otistik çocukların tanımlanmasında kullanılan özelliklerin hepsi eşzamanlı ve eşit olarak otistik çocuklarda bulunmaz; kimi çocuğun sosyal ilişkileri daha çok bozukluk gösterirken, kimisinde de iletişim yetersizliği daha yoğundur. Ayrıca belirtiler zamanla değişime uğrayabilir. Yaş ilerledikçe birçok davranış değişir veya söner. Örneğin, sosyal ortamlardan kaçan çocuk, zamanla insanlara yakınlık gösterebilir ve insanların arasına katılabilir.

    Otistik çocukların en belirgin özellikleri dili öğrenememe, içe kapanma, değişikliğe aşırı tepki, aynılığı devam ettirmede ısrar, tekdüzelikten hoşlanma, soyut kavramları öğrenmede zorlanma, zaman kavramını öğrenememe, konuşmaları algılayamama ve insanlarla ilişkilerinin sınırlı olmasıdır. Kızlara oranla erkeklerde üç kat fazla görülen otizmin, kesin bir nedeni bilinmemektedir. Ancak yapılan araştırmalarda, çok sayıda farklı neden öne sürülmüştür. Konuyla ilgili araştırmalar, özellikle genetik alanında araştırmalar devam etmektedir.

     Otistik çocuk, çevresinde insan yokmuş gibi davranır; çağrıldığında dönüp bakmaz, sorulara cevap vermez. Duyduğu halde duymamış gibi davranır. Anne babasının ilgisini bile reddeder, sevilmekten, kucağa alınmaktan ve okşanmaktan hoşlanmaz. Kalabalık içinde kimse yokmuş gibi hareket eder ve oradakilere bakma ihtiyacı hissetmez; görmezden gelir. İnsanlara nesne gözüyle bakar. Tanımadığı kimselere karşı ilgisiz, sıcak veya korkmuş gibi davranabilir. Genellikle kendini kendisiyle sınırlar. Bir kısmı yaşam boyunca hiç konuşamazken, bir kısmı da konuşmayı geç öğrenir, ama paylaşım ve iletişim amaçlı kullanamaz. Konuşabildiği halde dilsiz gibi davranır. Saatlerce ilgisini çeken bir konuda konuşabilir; ekolali (yankı) konuşma vardır, söylenenleri papağan gibi tekrarlar. Zorunlu olmadıkça başkasıyla konuşmaz, kullandığı kelimeler sınırlı sayıdadır. Konuşması mekaniktir; tonlama ve duygu görülmez. Konuşmanın kurallarını kendi koyar. Göz teması ya yoktur ya da çok azdır, bakışları donuktur. Konuşmalara ve mimiklere pek tepki vermez. Ebeveyne bağlılık fazla yoktur. Aşırı neşe, kızgınlık ve sıkıntı dışında, boş ve duygusuz bir yüz ifadesi vardır, huzursuz görünür. Bir kısmının duyu organları dış çevreye karşı aşırı hassastır. Örneğin, ses, ışık, koku ve tensel uyaranlara karşı aşırı hassastır. Kendine ait bir dünyada yaşıyormuş gibi görünür. Motor becerileri zayıftır ve kaslara dayanan işlerde beceriksizdir. Sınırlı beceri repertuarına karşın, ritüel repertuarı sınırsızdır.

     Yemek yemeyle ilgili ciddi problemler yaşayan çocuk sayısı oldukça fazladır. Kimi çocuk, yiyecekleri çiğnemeden yutar, kimisi devamlı aynı yiyeceği yemek ister, kimisi de yenilmemesi gereken şeyleri yer; örneğin, sümük ve dışkısını, toprak ve cam gibi şeyleri yer. Tat alma duyusu aşırı derecede hassas olduğu için, alıştıkları yiyeceklerin çeşidi uzun süre değişmeden aynı kalır, içecek ve yiyeceklerindeki en küçük değişikliği dahi hemen fark ederek olumsuz tepki verirler. Buldukları her şeyi yiyen ve doyma hissi olmayan çocuklar da vardır.

     Otistik çocukların bir bölümü sık sık uyanırlar. Özellikle uyandıktan sonra ağlama nöbetleri başlar ve bir türlü sakinleştirilemezler. Bazı çocuklar da gecenin geç saatlerine kadar uyanık kalır ve uyumamak için direnirler. Anne babanın yatağı dışında başka yerde uyumayan çocuklar, kendi odalarına götürüldüklerinde çığlıklarla tepki verir. Gün ortasında yer ayırımı yapmaksızın, toprağın, betonun veya masanın üzerinde uyumaya çalışan çocuklara da rastlanır.

     Oyunlara olan ilgileri de normal çocuklardan farklıdır. Grup oyunlarına katılmaz, yaşıtlarıyla oynamak istemez ama tek başına saatlerce oynayabilir. Oyuncaklara fazla ilgi duymaz, amaçsızca ve aynı oyuncakla uzun süre sıkılmadan oynar. Oyuncağı elinden alındığında tepki gösterir ve oyuncaklarını başkasına vermez. Yaratıcı oyunları oynama yeteneği yoktur; oyunlarında hiçbir kurala rastlanmaz. İlerleyen yaşına rağmen oyunlarında bir gelişme görülmez. Çoğu kez evdeki eşyalara ilgi duyarak onlarla oynar, defalarca kapıyı açıp kapar, eşyaları birbirine vurarak ses çıkarır. Yerinde sallanma, ileri geri gidip gelme gibi anlamsız görünen stereo tipi hareketleri ve basmakalıp davranışları defalarca tekrarlar. Çamaşır makinesinin dönen kazanını ve dönen nesneleri saatlerce seyreder. Kimi otistik çocuk sürekli olduğu yerde otururken, kimisi de aşırı hareket halindedir.

     Yaklaşık yüzde onunda üstün yeteneklere rastlanır; fakat bu yetenekleri bir alanla sınırlı kalır. Örneğin, kimi çok güçlü bir hafızaya sahiptir ve duyduğu her şeyi kaydeder, kimi çok karmaşık matematik problemlerini çözer, kimi bir defa gördüğü bir manzarayı en ince ayrıntısına kadar resimleyebilir.
     Yaptığı şeyler genelde aynıdır. Odasındaki eşyaların yerlerini ayrıntılı olarak bilir ve adeta hafızasında odanın bir fotoğrafını bulundurur; yerinde olmayan bir eşyayı hemen fark eder. Değişimden nefret edecek kadar aşırı bir titizliği vardır. En küçük bir değişikliği bile fark ederek hemen olumsuz tepkide bulunur. Yaşadığı ortamda yapılan bazı değişiklikler, öfke nöbeti geçirmesine ve saldırgan davranışlar göstermesine yol açabilir.

     Otistik çocukların dış görünüşlerinde herhangi bir anormallik görülmez, hatta çok sevimli ve güzel görünüşleri vardır. Bu çocukların ruhsal hastalıklara yakalanma olasılıkları, diğer çocuklara oranla yüksektir. Başta depresyon olmak üzere panik atak, mani, obsesif kompülsif bozukluğu gibi hastalıklara yakalanırlar. Yaklaşık yüzde 40’ında başta epilepsi olmak üzere çeşitli nörolojik sorunlar görülür.
     Otistik çocuklar, çevresinde yaşayan insanlara birçok yönden rahatsızlık verir. Rahatsız edici davranışlar; saldırganlık, kendine zarar verme, inatçılık, öfke nöbetleri, uyku ve yemekle ilgili sorunları, tuvalet, cinsellik ve temizlik sorunları ve tekrarlayıcı hareketler olarak sıralanabilir.

Otizmin Nedenleri
     Sosyoekonomik düzeyleri yüksek olan ilgi, sevgi ve sıcak ilişkilerin olmadığı ailelerde otistik çocuklara rastlandığı söyleniyordu. Otizme neden olarak ebeveynin çocuğa olan ilgisizliği ve sevgisizliği gösteriliyordu. Bu iddiayı savunanların başında, uzun yıllar otizmle ilgili çalışmalar yapan Bettelhim geliyordu. Sonradan yapılan geniş çaplı araştırmalar, otizmin ebeveyn ve çocuk ilişkisinden kaynaklanmadığını, sosyoekonomik etkenlere bağlı olmadan her ırkta ve her sınıfta ortaya çıktığını kanıtlamıştır.

     Otizme neyin yol açtığı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Ancak birçok olasılık üzerinde duruluyor. Otizme neden olarak öne sürülen olasılıklar, genetik etkenler, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, psikolojik ve sosyopsikolojik sebepler olarak sıralanabilir.
    Kanner, ilk zamanlarda otizme neden olarak anne-çocuk ilişkisinde meydana gelen aksaklıkları gösteriyordu. Sonradan organik nedenler öne sürmüştür; fakat kesin bir sonuca varamamış, iki neden arasında kalmıştır. 1970’lerde çocuğun genetik yatkınlığı ile ailenin negatif eğitim anlayışının birleşmesiyle otizmin ortaya çıktığını belirtmiştir.

     Tek yumurta ikizleri genetik açıdan birbirinin aynıdır. Eğer tek yumurta ikizlerinden biri otistikse, diğerinin otistik olma şansı % 35-70 arasındadır. Çift yumurta ikizlerinde bu oran ani bir düşüş gösterir: Otizmin görülme sıklığı % 0-23 arasındadır (Korkmaz, 2000). Kardeşlerden ilki otistik olursa, sonra doğan kardeşin otistik olma olasılığı % 5-15 arasındadır. Ayrıca otistik bireylerin yaklaşık % 15’nin de aile geçmişinde otistik davranışlar gösteren birinin bulunduğu belirtilmektedir. Tek yumurta ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine kıyasla daha sık rastlanması, ikinci kardeşin otistik olma ihtimalinin yüksek olması ve aile geçmişinde otistik birilerinin bulunması otizmin genetik nedenlerden kaynaklanan bir bozukluk olduğu savını desteklemektedir.

     Otizme birden fazla genin yol açtığı varsayılmaktadır; fakat bu genler bulunabilmiş değildir. Son zamanlarda üzerinde durulan görüş, otizme genetik etkenlerin yol açtığı ve araştırmaların bu yönde yoğunlaşması gerektiğidir. Fakat bu görüşü kabul etmeyen bilim adamı sayısı oldukça fazladır. Genetik alandaki araştırmalar hâlâ devam etmektedir. Eğer otizme genetik etkenlerin yol açtığı kanıtlanırsa, bir çocuğun otistik olup olmayacağı, daha anne karnındayken öğrenilecek ve çeşitli ilaçlarla tedavi çalışmaları yapılacak veya gebeliğin sonlandırılması gibi tedbirler alınabilecektir.

     Otizme çevresel etkenlerin de yol açabileceği düşünülmektedir. Çevresel etkenlerin otizme yol açtığına kanıt olarak, tek yumurta ikizlerinden birinin otistik, diğerinin sağlıklı doğması gösterilmektedir. Ayrıca otistik çocukların bir kısmının geçmişinde beyin zedelenmesinin olduğu belirtilmiştir. Son zamanlarda bazı aşıların ve çeşitli gıdaların otizme yol açtığı iddia edildiyse, bilimsel çalışmalar bu tür iddiaları yalanlamıştır.
    Gebelikte, doğum sırasında ve doğumdan sonra yaşanan bazı olumsuzlukların otizme yol açtığını iddia eden uzmanlar da bulunmaktadır. Genetik olarak otizme yatkınlığı olan çocukların doğum sırasında beynine oksijen gitmemesi ve doğum sonrasında hafif beyin travması geçirmelerinin otizme yol açtığı vurgulanmaktadır. Fakat bütün bunları kanıtlayacak yeterli veri bulunmamaktadır.

     Son zamanlarda bazı virüs ve hastalıkların otizme yol açtığı kanıtlanmıştır: Anne karnında maruz kalınan kızamıkçık virüsü, beyinde herpes virüsü, epilepsi ve fragile X vb. Bunların yanında otizme yol açtığı tahmin edilen daha birçok hastalıktan söz edilmektedir. Kimi uzmana göre otizm tek bir nedenden kaynaklanmadığı gibi, otizme yol açan bir hastalık veya virüsün görüldüğü her birey de otistik olmaz. Sigara, kanser hastalığının tek nedeni değildir ve her sigara içen kanser olmamaktadır; otizm ile nedenleri arasındaki ilişki buna benzer.

Erken Tanının Önemi
     Tıp biliminde erken tanı, tedavinin olumlu sonuç vermesi açısından ne kadar önemliyse, otizmde de erken tanı o denli önemlidir; çünkü erken tanı ile çocuğa gerekli eğitim verilmeye başlanır.

     Çocuklarda zihinsel gelişimin en çok olduğu, başka bir söyleyişle beynin en hızlı geliştiği dönem ilk beş yıldır. Çocuklardaki ilk beş yıllık süreç öğrenme yeteneğinin gelişmesini ciddi anlamda etkiler. Kişilik gelişiminin temelleri bu dönemde atılır. Otistik çocukların bu dönemde aldıkları eğitim daha kalıcı olmaktadır. Ayrıca bazı becerilerin öğrenilmesi yaşla doğrudan bağlantılıdır. Örneğin, üç yaş civarında otistik tanısı konmuş çocuklar konuşma eğitimine olumlu tepki verirken, beş yaşından büyük çocuklarda pek olumlu bir gelişme kaydedilmez.

     Normal çocuklar, ilk beş yıl çevreleriyle sürekli bir etkileşim içerisindedirler ve etrafında gördükleri her şeyi inceler, insanları taklit ederler. Yaşam boyu kullanacakları becerilerin temelini ilk beş yıl içinde öğrenirler. Fakat otistik çocuklarda öğrenme yeteneği olmadığı için, var olan ‘beceri edinme yatkınlığı’nı ve diğer potansiyellerini de yitirirler. Kemikleşen ve sonradan düzeltilmesi zorlaşan saplantılar, takıntılar ve davranış problemleri edinirler, ayrıca sonradan verilen eğitimi almaları da güçleşir. Erken eğitimle otistik çocuklara hem kalıcı davranışlar kazandırılır, hem de var olan olumsuz davranışların ortadan kaldırılması kolaylaşır.

Tanı Ölçütleri
    DSM-IV (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental-Disorders) olarak bilinen ve Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından ortaya konulan Otizmle ilgili tanı ölçütleri şöyledir:

A.En az ikisi birinci maddeden ve birer tanesi iki ve üçüncü maddelerden olmak üzere, bir, iki ve üçüncü maddelerden toplam altı maddenin bulunması gerekir:
1.Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığıyla kendini gösteren sosyal etkileşimde yetenek düşüklüğü:
a.Sosyal etkileşim sağlamak için göz teması, mimik ve jestler gibi sözel olmayan iletişimde belirgin derecede sınırlı yetenek,
b.Arkadaşlık ilişkilerini kurmada yaşına uymayan yetenek eksikliği,
c.Başkalarıyla oynama, ilgilerini ya da başarılarını paylaşma arayışı içinde olmama,
d.Karşılıklı sosyal ve duygusal ilişkiler kuramama.
2.Aşağıdakilerden en az birinin varlığıyla kendini gösteren iletişimde yetenek yetersizliği:
a.Dil gelişiminde gecikme olması veya dilin hiç gelişmemiş olması ve çocuğun bunu sözel olmayan iletişimle desteklememesi,
b.Konuşması yeterli olduğu halde, başkalarıyla iletişim amaçlı sohbet başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması, karşılıklı konuşma yerine söylenenleri olduğu gibi tekrarlama.
3.Aşağıdakilerden en az birinin varlığıyla kendini gösteren sınırlı ilgi ve etkinlik repertuarı ve davranışlarda gereksiz tekrarların olması:
a.Bir veya daha fazla yineleyici harekete takılıp kalma, sınırlı ve uç derecedeki ilgilerin olması,
b.Gereksiz bir biçimde törensel davranış biçimlerine ve ritüellere sıkı sıkıya bağlanma,
c.Sallanma, nesnelere vurma gibi basmakalıp ve yineleyici beden hareketleri,
d.Eşyaların bazı parçalarıyla sürekli uğraşıp durma ve amaca uygun olmayan bir biçimde kullanma.

B.Yukarıdaki her üç alandan en az bir tanesi üç yaşından önce görülür.

   Rendle-Short ve Creak tarafından otizm teşhisi için ortaya konan ondört belirti. Bunlardan en az yedisinin görülmesi, otizm teşhisi konması gerektiğini işaret eder:
İnsanlarla ilişki kuramama (yetişkinlerle ve çocuklarla, buna anne de dahildir).
Duyuların yetersiz kalışı (optik ve akustik algılama aksaklıkları).
Değişimlere karşı direnme.
Reel tehlikeleri görememe.
Ağır konuşma aksaklıkları.
Ruhsal dengesizlik (aniden ağlama, gülme, kızma, bağırma, vurma, kırma vb).
Göze batıcı, çok belirgin bedensel aşırı aktiflik.
Göz teması kuramama.
Değişik objelere karşı aşırı ilgi duyma.
Cisimlerle veya onların özellikleriyle, fonksiyonlarıyla ilgili olmayan bir şekilde ilgilenme ve kullanma.
Kendi kendini yoklama ve aşırı biçimde ilgilenme (bedenin belirli kısımları, sürekli bir biçimde gözlemlenir ve yoklanır).
Basmakalıp oyunlar.
Gelişimindeki geri kalmışlıkla bağdaşmayacak derecede üstün nitelikli bazı becerilere sahip olma.
İçe kapanıklık (kendi kabuğuna çekilme ve ebeveyni bir cisim olarak kullanma; isteklerini bu şekilde yerine getirmeye çalışma. Ebeveynin buna boyun eğmesiyle birlikte bu davranışlar daha da güçlenerek zincirleme bir reaksiyona dönüşür, hem çocukta hem de ebeveynde hatalı davranışlara neden olur), taklit etme yeteneğinin zayıf olması (Tufan, 2003).


KAYNAK:
   Çetin ÖZBEY, Otizm ve Otistik Çocukların Eğitimi, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 2005.

Tavsiye Ettiğimiz Kurumlar
Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı (http://www.tohumotizm.org.tr/tohum/default.asp) "Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk" sorunu olan çocukların erken tanısının konulması ve özel eğitim ile topluma kazandırılmasına öncülük etmek ve bunu yurt çapında yaygınlaştırmak için kurulan, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütüdür.
TODEV Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı (http://www.todev.org/) otizm sorunu olan çocuklara özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti vermektedir

yukarı  

 
Tüm Hakları Saklıdır.Özgür Adımlar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi 2007 Designed by PRODYNA